Röportaj » Hüseyin Özbek


Hüseyin Özbek

22 Eylül 2011

SevenHill

SEVENHILL, HÜSEYİN ÖZBEK; TEKSTİL TÜRKİYE’NİN CAN DAMARI, DEVLETİN ARTIK “TEKSTİL BAKANLIĞI” KURMASI GEREKİYOR
 
1977 İstanbul doğumlu olan Hüseyin Özbek, Ukrayna’da tamamladığı eğitiminin ardından 1997’de ülkesine döndüğünde bir marka kurmaya karar verdi. Tekstilci bir ailenin bireyi olarak, ailesinin de bilgi ve birikimini kendisine katıp Sevenhill’i ortaya çıkarmış. 19 yaşında zorlu bir sürece girdiğini ve kendisine duyulan güveni boş çıkarmamak için çok mücadele ettiğini söyleyen Özbek, “güvenleri haklı çıkarma çabasının ve sorumluluk bilincinin kendisine başarıyı getirdiğini” söyledi. 
AVM ve perakende sektörü ile ilgili gündemdeki konuları, yenilikleri ve sıkıntıları paylaştığımız röportajımızda, Sevenhill ile ilgili sorularımızı yanıtlayarak 2012 ye girmeden yılsonunda hedefledikleri mağaza sayılarının 100 ü bulacağının bilgisini verdi.
 
Başlangıçta düşünceniz bir marka oluşturmaktı. Neden moda ve tekstili seçtiniz? Genç yaşta bu kadar büyük bir girişim sizi korkutmadı mı?
Aslında otomotivi de seçebilirdim ama aile tekstilci olduğu için, çoğunluğun uzman olduğu bir alan seçtik. Sorumluluğu ağırdı benim için. 19 yaşında, aile sermayesi ile girdiğim bir işti. Genç yaşta böyle bir sorumluluk alarak insanların beklentisine başarılı bir şekilde karşılık vermek durumunda olduğumdan dolayı, bu anlamda korkularım oldu elbette. Güvenleri haklı çıkarma çabası ve sorumluluk bilinci bana başarıyı getirdi.  Belki kendi paramla yatırım yaparak başlamış olsaydım, sorumluluğum bu kadar ağır olmayacaktı.
 
İlk büyük çapta reklam çalışmanız Beyaz Show ile gerçekleşti ve daha sonra arkası geldi. Marka bilinirliğinde reklam çalışmalarının ve kampanyalarının etkisinden bahseder misiniz?
En başta mağazamız bile yokken reklam vermeye başladık. Aklımıza gelen bütün dergilere, gazetelere hepsine sayısız reklam verdik. Bu da yatırımımızın en büyük bölümüydü. Zamanla insanlar duymaya ve görmeye başladı. Mağaza açılışlarından sonra TV programlarına sponsorluklar vermeye başladık. Orada bilinirliliğimiz daha da pekişti. Mağazalarımız yayılmaya başladı. Bu da bir nevi reklam kampanyası oldu. Çünkü ne kadar çok mağaza o kadar çok bilinirlik demekti. Geçmişe baktığımız zaman, önce mağaza açıp para kazanalım sonra reklam yapalım demedik.
Eskiden müşteri bir markanın üç defa reklamını gördüğünde zihnine yerleştiği söylenirdi. Tabi şimdi bu böyle değil, bunu sağlamak çok zor.
 
Önümüzdeki dönemlerde yine bir sponsorluk çalışması olacak mı?
Öyle bir fikir kafamızda hala var, fakat şu an düşüncemize uygun bir proje bulamıyoruz. O dönemlerde Beyaz Show çok popülerdi ve sponsorluğun etkileri daha fazlaydı. Şimdi neredeyse günün her saati programlar var. Şu an yapsak aynı etkiyi alamayabiliriz. Dizilerde de sıkıntı var. Siz beğenseniz izleyici beğenmiyor, her an yayından kalkabiliyor, anlaşmalarda sıkıntılar, pürüzler çıkabiliyor şu an için dizi düşünmüyoruz ama doğru projeyi yakaladığımızda neden olmasın diyoruz.
 
2012 hedefleriniz?
2012’de de oldukça yoğun projelerimiz var. Her zamanki gibi hedefimiz, öncelikle kaliteyi, modayı uygun fiyata sunmak. Yine şimdiye kadar olduğu gibi tüketiciyi farklı ürünlerle buluşturmak için yenilikler geliştirmeye devam ediyoruz.
Ama şu an ağırlıklı olarak yayılma çalışmalarımız devam ediyor. 2011 sonuna kadar hedeflediğimiz mağaza sayısı 100’ü bulacak ve 2012’de de devam edecek. Her hafta bir açılışımız var, hızlı ama dikkatli ilerliyoruz. 
 
İnternet satışları hakkında ne düşünüyorsunuz? Çalışmalarınız olacak mı?
Bu sene internet üzerinden de satışlarımız başlıyor. Sevenhill olarak şu ana kadar herhangi bir internet sitesinde satışımız olmadı ama Twenty markamız iki üç sitede satılıyor, gayet de iyi gidiyor. Artık internet üzerinde de değişik şeyler yapmak lazım. Günümüzde internet üzerinden alışveriş yapılan sitelere rağbet çok ama bu sitelerinde sayısı aşırı derecede arttı. Bu konuyla ilgili düşünülmesi gereken bir husus var. Ülkemizde bu kadar reel alışveriş ortamı, cadde mağazaları, AVM’ler varken internet bu sektörü nasıl etkiler bunu da değerlendirmek lazım. İnsanlar evlerinde iş yerlerinde masa başında alışveriş yaptığı zaman hafta sonu dışarı çıkıp alışverişe gitmeyecek, evet tüketici zamandan faydalanıyor ama bu üretici ve satıcı için bir dezavantaj. Bu güne kadar kimse çıkıp sormadı bu kadar AVM’ yatırımının yapıldığı bir ülkede internete yüklenmek nasıl sonuçlar getirir? Bence perakende sektörünün, derneklerin öncelikle ele alması, masaya yatırması gereken bir konu. Şirkette görüyorum, öğle tatili sırasında birkaç dakikada insanlar alışveriş yapabiliyorlar, benimde birçok alışveriş sitesinde üyeliğim var, hepsinden mesajlar mailler geliyor. Şimdiye kadar hiç alışverişim olmadı sadece meraktan bakıyorum, inceliyorum. İnternet üzerinden alışverişlerin %30’unun ihtiyaç için değil, insanların kendilerini mutlu hissetmeleri için yaptığını düşünüyorum. Bu da Amerika’nın getirdiği bir sistem bana göre, insanları asosyalleştirerek, televizyon ve bilgisayar başında, dışarıya çıkmadan insanların birbirleri ile iletişim kurmadan yaşayacakları bir hayat idame sistemi. Ve aynı zamanda hareketsiz ve sağlıksız bir yaşam. Hepimizin bildiği gibi Amerika’da şu an en tehlikeli hastalıklardan biri asosyallik ve obezite.
Ülke olarak bulduğumuz tüm fırsatları çok çabuk kullanıp tüketiyoruz. Geçmişte Türkiye’de kredi kartı diye bir şey yoktu, kredi kartları çıktı ardından komisyonlu alışverişler, taksitler, para puanlı alışverişler çıktı. İnsanımız üç beş puan toplamak için farkında olmadan para harcamaya yönlendiriliyor. Ama bir gün tıkanma noktasına gelinecek. O zaman da ne olur bilemiyorum.
 
Twenty markanızdan bahseder misiniz?
Twenty’nin bu sene 4. Sezonu. Çok güçlü bir bayi kanalımız var. Aynı markayı hem bayi kanalında hem perakende de yönetmek çok zorlu bir iş. Şartlara göre hareket etmek zorundasınız ve bayilerinizin izlediği yol her şartta sizinle örtüşmeyebiliyor. Bu çerçevede her iki kanalda da, zarar görmemesi açısından yeni bir markamız olsun istedik. Özellikle “Twenty By Sevenhill” olarak çıkardık ki hem yeni bir marka olsun hem de Sevenhill’den kopmasın, bu güçten bayilerimizde faydalanabilsin istedik. Bu konuyla ilgili almış olduğumuz karar ve verdiğimiz sözümüz “Twenty” olarak bir mağaza açmayacağımıza dair oldu, böyle de kalacak. Şu an ki süreçten hem bayilerimiz, hem de biz gayet memnunuz. Twenty’nin koleksiyon yaşının %60’ ı, 18 – 25 yaş aralığında, fakat konsept olarak bir değişiklik söz konusu değil.
En önemli özelliklerimizden biri de, Sevenhill ve Twenty olarak bu kadar geniş bir pazarda marka olup, 3XL bedene kadar tüketiciye ulaşabiliyor olmamız. İlk başta böyle çalışmamız yoktu, daha sonra bayilerden gelen talepleri değerlendirdik. Bunun sonucunda zayıf bir insanla kilolu yâda obez birinde aynı model ve kaliteyi görebilmek mümkün oldu. Eskiden büyük beden bayanlar siyah pantolon üzerine bir bluz giyerdi, ömür boyu bu böyle giderdi. O zamanlar insanlar sunulanları kabulleniyordu, artık taleplerde bulunuyorlar ve onlarda kimseden farkı olmadan, modaya uygun, rahat ettikleri gibi giyinebiliyorlar. Bizimde büyük beden çalışmalarımız 3XL’a kadar devam edecek.
Tekstil sektöründe ve mağazalarda puan biriktirme esasına dayalı kart üyeliğini çok doğru bulmuyorum. Bizde düşündük böyle bir uygulamayı ancak vazgeçtik. Nedenine gelecek olursak, günümüzde insanlar sıcak satışı seviyorlar, anında kazanıp harcamak istiyorlar, böyle bir uygulama müşteriyi oyalamak oluyor. Bunun yerine öğrenci-kampüs kart ve öğretmen kart uygulaması yapıyoruz. Bu kart sahibi olan öğretmen ve öğrenciler bölgelerindeki mağazalardan belirli oranda indirimden faydalanıyor. İlerleyen zamanlarda bu grupları çeşitlendirerek yine bölgesel, ilin çoğunluğuna göre düzenleyip kampanyayı büyütmeyi düşünüyoruz.
 
2012 modellerinizde neler var
2012’de koleksiyon yapısını biraz değiştirdik, büyük bedenler ve hamile gruplarına ağırlık verildi. Önümüzdeki yaz, hamile grubunu ilk olarak çıkaracağız. Yine her zaman ki Sevenhill çizgisi kendisini yenileyerek, sürprizleriyle müşterilerine ulaşmaya devam edecek.
 
Tasarım ekibinizle çalışmanız nasıl? Sürekli içli dışlı bir halde misiniz?
Tasarım odası, benim odamın hemen yan tarafı, aramızda bir kapı ve duvar mesafesi var. Çalışmalarımın büyük bölümünü bende orda geçiriyorum. Özellikle Twenty’nin tasarımlarını bir arkadaşımızla birlikte hazırlıyoruz. Çünkü tasarım bu işin kalbi, ama işin içine girdiğinizde her bölümü ayrı birer kalp olarak görürsünüz. İmalatından mağazasına kadar her bölüm ayrı özveri ve bilgi istiyor. İsterseniz en iyi tasarımı yapın, doğru yerde satış yapmıyorsanız, fiyat politikasında bir yanlış yapıyorsanız bir anlamı yok. Eskilerin dediği gibi “hem ucuz olsun, hem şoför mahalli olsun” deyince gülünürdü, ama şimdi istenilen tam olarak bu. Hem kaliteli olsun, hem uygun fiyata olsun. Çünkü bunu artık dünya yapıyor ve sizde yapmak zorundasınız. Doğru yerde doğru kullanıcıya hitap etmek, satış politikasında istikrarlı olmakta başarının anahtarı bize göre.
 
Son gelişen AVM yatırımlarını ve perakende sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Perakende çok hızlı ilerliyor, Dün Türkiye’de 3-5-10 AVM varken bu gün yüzlerce noktada AVM var, benim tahminim yıl 2015-16 olduğunda Türkiye’de ki AVM 500’ü bulur yâda geçer. Çok hızlı ilerlediğini düşünüyorum bu yüzden de planlı programlı yapılanmalar olmuyor. Evet, mantıklı yapılanmalarla hala AVM’lere hala ihtiyaç var. Doğru noktalarda, doğru planlarla açılmalı. Çünkü Türk insanı alışverişi ve hafta sonu AVM’lerde vakit geçirmeyi seviyor. Ama dediğim gibi bu talepler bir plan çerçevesinde karşılanırsa, yatırımlar buna göre yapılırsa herkes kazanır. Şu halde çok iyiye gittiğini düşünmüyorum.
Bunun ileride dezavantajlarını mutlaka göreceğiz. Sonuçta bu gün açılan bütün AVM’lerin hepsi iş yapmıyor. Büyük yatırımlarla açılmış, büyük israflarla kapanmış ve kapanma noktasında AVM’ler var. Yan yana açılan AVM’lerin özellikle çoğunun sonu hüsran oluyor.
 
İhtiyaç duymadığı halde sadece prestij uğruna içinde olmak zorunda hisseden markalar var. Bunları kendisi dile getiren bazı marka, mağaza sahipleri var. Bu konu hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Bu konuda bazı markaların yâda çoğu markaların değil, hepsinin bu düşüncelerle açmış olduğu AVM mağazalarının olduğunu düşünüyorum. Bu söylemiş olduğunuz hepimizde var. Neden biliyor musunuz? Şöyle düşünülüyor; “bu AVM’ye gelen bir müşteri var, neden kaçırayım?” Niye yok denmesinden ziyade, oradaki potansiyelden de faydalanmak. Zaten bütün AVM’lerde gördüğünüz belli markalar var. Bunun dışında marka yok, dolayısıyla herkes birbirinden etkilenerek AVM içlerinde yer alıyorlar.
 
Mağazalarınızla iletişiminiz nasıl? Sürpriz ziyaretler yapar mısınız? Nelerle karşılaştınız bu güne kadar?
Mağazalarımı kontrol etmek niyetiyle değil ama gezme maksatlı dolaştığım, çat kapı gittiğim çok olur. Arayıp haber vermem tabi ki, önemli olan ansızın gidip olduğu gibi görmektir. Özellikle Anadolu mağazalarında ziyaret edildiklerini bilmek çalışanları çok mutlu ediyor. Ben mağazalarımda bu güne kadar bu tarz şeylerle karşılaştım.
Rakip mağazaları da çok gezerim, nihayetinde rakiplerinizin ne yaptığını yakından görüp incelemek takip etmek lazım. Farklılıkları görmek lazım.
 
Personel eğitim sisteminizden bahseder misiniz? Yaklaşık kaç kişi çalışıyor?
İnsan kaynaklarımızın düzenlemiş olduğu bir eğitim sistemimiz var. İşe başlamadan eğitimlerden ve sınavlardan geçerek işe alımlar yapılır. Mağaza satış personeli, müdürleri, müdür yardımcıları hepsi belli eğitim almış, bizim tarafımızdan da eğitim görmüş kişilerdir. Biz Sevenhill olarak eğitime çok önem veriyoruz. Eğitim şart diyoruz, çünkü ne kadar doğru eğitim verirseniz o kadar doğru verim alırsınız. Çalışan sayımız 1500’ün üzerinde ama giderek açılan mağazalarımızla bu sayı daha da artıyor. Mesela bayrama kadar 1600 olması muhtemeldir.
 
Yeni açılan ve açılacak mağazalarınız hakkında bilgi verir misiniz?
Yakın zamanda açtığımız mağazalarımız, Amasya, Bursa, Mersin, İnegöl, Adana Optimum, Edirne, Çankırı, Trabzon, Bilecik. Bu hafta açılacak olan Arena Park AVM’de bir mağazamız olacak, Denizli Teras Park, Ankara 365 AVM, Antakya PrimeMall, Kadıköy, Şirinyer, Yalova, Mersin Carrefour, Mardin AVM, Tarsus bu yılsonuna kadar açılacak olan mağazalarımızdan. Bu mağazaların hepsi 1000 ve üzeri metrekarelerde mağazalar.
 
AVM’lerde ve caddelerde mağazalarınız var. Aralarındaki ciroyu kıyaslayabiliyor musunuz? Hangisi daha etkili?
Her zaman cadde mağazalarının AVM’lere göre daha iyi satış yaptığını söylerdim. Ama şu an da bunu kesin bir şekilde ayırmak mümkün değil. AVM’lerde daha iyi olanlar var, caddelerde daha iyi olan var. Lokasyona göre çok değişkenlik gösterebiliyor. Örnek vermek gerekirse İzmit’te Gebze Center’da satışlarımız çok iyi gidiyor. AVM olarak 1. Sırada 1800 metrekare ile en iyi satış yapan İzmit Gebze Center mağazamız, cadde olarak Şirinevler mağazamız şu an en iyi satış yapan mağazalarımızdan.
 
Ürün Gruplarınızda dış giyimin dışında neler var? Ev giyim, iç çamaşırı çalışmanız olacak mı?
Belli linelar dâhilinde İç giyim, aksesuar, çorap gibi ürün gruplarımız var. Ama ev giyimi konusunda şu an için uzun vadede bir planımız yok.
 
Bir gününüzü Alışveriş Merkezinde geçirecek olsanız bunu nasıl değerlendirirsiniz?
Alışveriş Merkezlerine en çok kızımla birlikte gidiyorum. Malum onunla dolaşırken de, oyun alanlarında vakit geçiriyoruz, ama son zamanlarda buralarda yaşanan tehlikelerden dolayı çok fazla tercih etmiyorum. Bir Kafe’de restoran’ da oturup yemek yeriz, mağaza mağaza dolaşmayı severiz. Arkadaşlarla bir kahve içmeye bile gitsek, sonuçta alışveriş dürtüleriniz sizi buna ister istemez yönlendiriyor alışveriş merkezlerinde. Kızımla da olunca alışveriş kaçınılmaz oluyor.
 
20 Yıl sonra Sevenhill’i nerede görmeyi istersiniz?
20 yıla kadar görebilir miyiz, ömrümüz yeter mi bilmiyorum ama tabi ki hayalimiz ve hedeflediğimiz bir dünya markası olabilmek. Dünya ülkelerinde bir Nike, bir Adidas gibi markasını dünyaya giydirmiş olma arzusundayım. Mağaza sayısı olarak 1000’in üstüne çıkmış olmak, 10 milyar cironun üzerinde bir firma olabilmek tabi ki hem ülkemiz hem de kendi adımıza gerçekleştirmeyi umduğumuz planlar bunlar. Ondan sonra da çocuklarımıza bayrağı devredebilmek.
 
Sokak modası, modayı en iyi takip noktası olarak bilinir. Sizin bu konuda zaman zaman sokak, cadde gözlemleriniz oluyor mu?
Valla insanların pantolonunu, ceketini, montunu o kadar çok inceliyorum ki bazen biri çıkıp “ne bakıyorsun?” diye üzerime gelecek diye düşünüyorum. İşin esprisi bir yana, evet bu konuda gözlemlerim çok olur, sıklıkla inceler takip ederim. Hatta bir defasında Almanya’ya seyahate gidiyorum, daha o zaman 2-3 yıllık bir süreçteyiz. Bir adam gördüm, üzerindeki sweatshirt’a bayıldım. Kumaşını çok beğendim. Ve ona başka bir şeyler alıp, üzerindekini bana vermesini teklif ettim. O da kırmadı ve daha sonra o kumaştan üretime başladık. Ve 2 yıl boyunca çok ciddi tonajlarda ürün sattık. Demek istediğim, bazen gördüğünüz bir şey, sizin aklınızda olan bir şeyi tetikleyebiliyor.
 
Kiraların Dolar olarak değil de TL olarak ödenmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Türk Lirası kazanıyorsam, giderlerimi de Türk Lirası olarak ödemeliyim diye düşünüyorum ve bu fikri kesinlikle destekliyorum.”
Bu soruyu siz sormasanız ben söyleyecektim. Kesinlikle destekliyorum. Şartlar ne olursa olsun Türkiye’de yaşıyoruz. Ama “Amerikalı Avrupalı yatırım yapıyor” diyorlar. Bu iş öyle doları sabitlemekle kurla falan olacak iş değil. Çok ciddi anlamda bir çalışma yapılıp kesinlikle Türk Lirasına dönülmesi gerekiyor. Euro aldı başını gitti, ben Euro’nun Doların artışı kadar para kazanmıyorum, hiç kimse kazanmıyor. Nihayetinde ben tüketicimden Türk Lirası alıyorum. Dolar alsam, kabul. Ben ihracatçı bir firma olsam, personelime bile belki dövizle maaş veririm, Türk Lirasından niye etkileneyim ki? Ama Türk Lirası kazanıyorsam, giderlerimi de Türk Lirası olarak ödemeliyim diye düşünüyorum ve bu fikri kesinlikle destekliyorum.
 
Perakende sektörünün yaşadığı diğer sıkıntılar ile ilgili dile getirmek istedikleriniz var mı?
“Bence devletin bir “Tekstil Bakanlığı” kurması gerekiyor.”
“İndirim Günleri” denilen olaya bir standart getirilmesi gerekiyor. Biri %30’a varan indirim diyor, diğeri %50-70’e varan indirim diyor, ortalık karışıyor. Zaten yıllardır mecliste de dönen bir konu ama ne hikmetse bu konuya da bir türlü çözüm getirilemedi. Bence tüm bu konularla ilgili devletin bir “Tekstil Bakanlığı” kurması gerekiyor. Çünkü Tekstil Türkiye’nin can damarı ve sadece bu konularla ilgilenen devletin ayrıca bir kurumu olması gerekiyor.
 
Türk Tekstilinin ve modasının Dünyada bir isim olabilmesi için neler gerekiyor?
Devlet tarafından ciddi destek gerekiyor. Bu iş sadece yurtdışında defileler yapmakla olmuyor, büyük desteğe ihtiyaç var. Türkiye’de bu konuda çok önemli isimler var yurt dışına çıkan ama yeterli değil. Bir kere Türkiye’de ki zenginlik dünyanın hiçbir yerinde yok. Ama biz nedense bunu bir türlü değerlendirip yayamıyoruz. Türkiye’yi gezmeye kalksanız ömrünüz yetmez. Ben dünyanın neredeyse her yerini gezdim. Ülkem kadar güzel bir memleket görmedim. Neticede Türkiye’de yapılmayacak iş, ortaya çıkartılamayacak zenginlik yok, sadece devlet faktörü ve desteği çok önemli. Umarım bir gün o günleri de görürüz.
 
AVM Gazette’nin 3. Yılında, dergimiz hakkında görüşlerinizi alabilir miyiz?
Güzel bir çalışma yapıyorsunuz. Sektöre destek olan, ışık tutan, sorunlarımızı, sıkıntılarımızı tarafsızca dile getiren bir yapınız var. Değindiğiniz temel konular da “sektör için neler yapılabilir” teması işleniyor. Derginizin okunması, ele alınan birçok konunun değerlendirilmesi “kiraların TL olması, AVM’lerin sıkıntıları, memleketin daha iyiye nasıl gideceği” gibi, magazinden uzak, hepimiz için faydalı bir dergi. Benzer dergiler var, ama bu şekilde sorunların dile getirildiği ve çözüldüğü bir ortam oluşturarak en iyi olduğunuza inanıyorum. Başarılarınızın devamını diliyorum.

"Röportaj" İle İlgili Haberler

- Devrim ACAR (05 Mart 2012)

- Hakan TOMAR (02 Mart 2012)

- Bülent KARATAŞ (27 Şubat 2012)

- Selim YUNA (20 Şubat 2012)

- Ufuk TOYDEMİR (01 Şubat 2012)

- Yusuf ESENKAL (01 Şubat 2012)

- Emre ŞEN (01 Şubat 2012)

- Cemal ÖZEN (01 Şubat 2012)

- Bilal ÇİFTÇİ (01 Şubat 2012)

- Ali GÜNAÇAR (01 Şubat 2012)

- Mustafa TOTAN (01 Şubat 2012)

- Nurettin KUMBASAR (01 Şubat 2012)

- Feyza ACAR SÖNMEZER (01 Şubat 2012)

- Hilal SUERDEM (01 Şubat 2012)

- Cemal TUZCUOĞLU (01 Şubat 2012)

- Osman İLLEZ (01 Şubat 2012)

- Celalettin ÇALIŞ (01 Şubat 2012)

- Hakan TOMAR (01 Şubat 2012)

- Atilla ÖZKUL (01 Şubat 2012)

- Özkan ŞENYÜZ (01 Şubat 2012)

- Özcan EKŞİB (01 Şubat 2012)

- Fahir ÇAM (01 Şubat 2012)

- Cemal ATASOY (01 Şubat 2012)

- Kenan ÖZDURAN (01 Şubat 2012)

- Emre ZİYAL (28 Ocak 2012)

- Hakan ALTIN (28 Ocak 2012)

- Zafer CANOĞLU (28 Ocak 2012)

- Onur SAPMAZ (28 Ocak 2012)

- Yusuf Kemal Karakaş (23 Ocak 2012)

- Mehmet Emin Erkan (23 Ocak 2012)

- Ümit ZAİM (08 Ocak 2012)

- Makbule DEMİR (08 Ocak 2012)

- Hakan YILDIZ (08 Ocak 2012)

- Ufuk TOYDEMİR (07 Ocak 2012)

- Mehmet Akalın (31 Ekim 2011)

- Canan Efendigil (17 Ekim 2011)

- Koray Caner Öztürk (17 Ekim 2011)

- Ümit Teoman (17 Ekim 2011)

- Tunç M. Ersöz (17 Ekim 2011)

- Tanay Adıgüzel (17 Ekim 2011)

- Özcan Ekşib (17 Ekim 2011)

- Mustafa Totan (17 Ekim 2011)

- Lütfü Küçük (17 Ekim 2011)

- İhsan Ateş (17 Ekim 2011)

- Gözde Sarar (17 Ekim 2011)

- Cemal Özen (17 Ekim 2011)

- Cemal Tuzcuoğlu (17 Ekim 2011)

- Celaletin Çalış (17 Ekim 2011)

- Özkan Şenyüz (17 Ekim 2011)

- Caner Dikici (17 Ekim 2011)

- Başat Cem (17 Ekim 2011)

- Aytaç Özçiçek (17 Ekim 2011)

- Burçin Bendegül (17 Ekim 2011)

- Ahmet Tayfur (17 Ekim 2011)

- Ahmet Paşaoğlu (17 Ekim 2011)

- Alper Göker (17 Ekim 2011)

- Ercan Görür (14 Ekim 2011)

- Atilla Özkul (14 Ekim 2011)

- Atilla Külekçioğlu (14 Ekim 2011)

- Savrun Balcıoğlu (10 Ekim 2011)

- İbrahim Arıt (22 Eylül 2011)

- Özgür Gül (22 Eylül 2011)

- İsmail Deniz (22 Eylül 2011)

- Hüseyin Salih Tolan (22 Eylül 2011)

- İbrahim Türkgenç (22 Eylül 2011)

- Selamet Aygün (22 Eylül 2011)

- Murat Şimşek (22 Eylül 2011)

- Cemal Tuzcuoğlu (22 Eylül 2011)

- Savrun Balcıoğlu (12 Temmuz 2011)

- Selami Sarı (19 Mayıs 2011)

- Süleyman Çetinsaya (06 Mayıs 2011)

- Özgür BEKİROĞLU (18 Nisan 2011)

- Nazlı Gürer ALDIKAÇTI (18 Nisan 2011)

- Sinan FINDIKOĞLU (18 Nisan 2011)

- Emre Ziyal (07 Nisan 2011)

- Özgür PEKER (10 Mart 2011)

- Emre ŞEN (11 Şubat 2011)

- Mehmet AKALIN (11 Şubat 2011)

- Abdullah SAĞLAM (11 Şubat 2011)

- Orhan DEMİR (11 Şubat 2011)

- Elif ATEŞOK ŞATIROĞLU (11 Şubat 2011)

- Fahir ÇAM (11 Şubat 2011)

- Ersin KELEŞ (11 Şubat 2011)

- Levent KÜÇÜKLERLİ (11 Şubat 2011)

- Murat KAYMAN (11 Şubat 2011)

- Mustafa TOTAN (11 Şubat 2011)

- T.Sinan FINDIKOĞLU (11 Şubat 2011)

- Vedat ÖZEREN (11 Şubat 2011)

- Cemal TUZCUOĞLU (11 Şubat 2011)

- Mehmet SÖNMEZ (11 Şubat 2011)

- Hilal SUERDEM (11 Şubat 2011)

- Barbaros YÜCESOY (11 Şubat 2011)

- Aytaç ÖZÇİÇEK (11 Şubat 2011)

- Özcan EKŞİB (11 Şubat 2011)

- YILMAZ YILMAZ (10 Ocak 2011)

- ADİL ÖZYİĞİT (14 Aralık 2010)

- Çetin GÜL (20 Temmuz 2010)

- Abdullah KAVUKCU (20 Nisan 2010)

- Avi ALKAŞ (13 Nisan 2010)

- Murat İZCİ (09 Nisan 2010)

- Emre ŞEN (11 Mart 2010)

- Serdar SARAÇOĞLU (23 Şubat 2010)

- Barış Özcan (17 Şubat 2010)

- Suat SOYSAL (04 Ocak 2010)

- Andreas Hohlmann (01 Ekim 2009)

- Nurdan Tümbek TEKEOĞLU (02 Eylül 2009)

- Mehmet NANE (01 Eylül 2009)

- Turgay TANES (01 Eylül 2009)

- Gündüz Bayer (01 Ağustos 2009)

- Levent EYÜBOĞLU (01 Haziran 2009)

- ARZU KAYA (01 Mayıs 2009)

Ayın çok okunanları Haftanın çok okunanları